个人资料♪•·.·´¯`·.·•DEVİL•·.·´¯`...照片日志列表 工具 帮助

cocuk cılgın

♪•·.·´¯`·.·•DEVİL•·.·´¯`·.·•♪

Image hosted by Photobucket.com Counter
第 1 张,共 48 张
更多相册 (1)

GİTTİN

Gittin sen, tüm gidenler gibi... Tam beni tamamlayacağını düşünürken, yine ben eksik kaldım. Gülümseyişlerim takılı kaldı yüreğimde. Sonu yok, ışığı yok bir yolda ıssız, sessiz kaldı sevdam. Ama sen gittin; tıpkı diğerleri gibi.. korkup kaçtın belki de bu sevdadan. Küçük dünyasında kocaman yüreğiyle seni seven ama sen sığdıramadın kalbine; Taşıyamadın doğru dürüst... Bu kadar çabuk pes edişin de ondandı belki. Başka cümlelerin ardına sığınmam, yalan yanlış sevdalara takılman... Gözlerine baktığım zaman çoğaldığımı hissediyorum. Öyle anlamlıydı ki; Hayatın tüm gizemi senin gözlerindeydi sanki... Herşey o ''kahve'' renkli gözlerinde saklıydı Ama sen aniden kapattın o gözleri; aldın gözlerindeki rengi benden... Tüm sırlar da o gözlerinde kapalı kaldı. İşte ondan sonra başladı herşey... Kalp ağrılarım, baş ağrılarım, geceyarılarında sebepsiz haykırışlarım... Bana bıraktığın ve içimde kalan o ''gözlerin'' di belki de bunlara sebep olan... Kötü bir oyun seyrediyorsun, geçecek'' diyordum kendime. ''Bak geçince hiçbirşey kalmayacak, Arda kalanlar eski sonsuzluğa uğurlanacak.'' diyordum. Ama olmadı. Geçmedi. Herşey artarak daha da çoğaldı. Pişmanlıklar sardı çevremi, ''Keşkeler birikti içimde, ''Acabalar'' dolaşıp durdu beynimde... Hepsi benden bağımsızdı. Hiçbir organıma söz geçiremedim. Hep sen çoğalıyordun, Hep sen büyüyordun içimde... Sana dönüşmeye başladığımı anlayınca da bir direniş başlattım kendime. Atrık, hiç konuşmuyorum kalbimle... kendi haline bıraktım onu. Ne derse desin, Ne isterse istesin; hiç aldırmıyorum. Tıpkı derin dondurucudan çıkmış gibi bir kalbim var artık Buz gibi... içimdeki herşey dondu. Sevgiler, sıcak gülümseyişler, arzular, istekler... Belki bir gün üzerindeki buzlardan sıyrılıp artık ben de varım'' diyerek yeniden ortaya çıkar Ve bana döner; kimbilir. Ama o güne kadar, buz gibi ''kahve'' rengi gözlerin arkasından bakacağım dünyaya. Senin bana verdiğin o ''Acı' Kahve'' i yaşacağım. Kolay değil çünkü, Kalbimde dallanıp budaklanan o ''kahve'' i bir anda kökünden sökmek. zamana bırakıyorum herşeyi. Bakmadığın bir çiçek nasıl soluyorsa, O ''kahve'' de bir gün elbet solup, saracak Hayatımda ilk kez sana açtığım kalbim de bundan böyle sadece bahar açacak; sadece bahara..

SEN UZAKLARDAYKEN

Karanlık bir odadayım. Yüreğime senin nefesini çekiyorum. Aynalar yüzüme gülüyor alaylı alaylı. Aynalarda sensizliğimi ve bakamadığım yüzünü görüyorum. Ne kadar uzaksın bana? Başımı çevirdiğimde göremiyorum gözlerini, oysa kalbimde hissediyorum kalbinin kıpırtılarını. Bir yaz yağmuruydu seni alıp götüren. Söz vermiştin oysa bir sonbahar akşamı döneceğim diye… kalbime sonbahar geldi… sen yine gelmedin. Sığındım; biçare sensizliğime, senin yerini tutmasa bile… Yinede bir umut besliyorum ölümle yoğrulmuş ve sen gittin gideli dallarını köküne salmış ay ışığı ile beslenen yüreğimde. Artık ne güneşin doğmasına izin veriyor nede yağmurun yağmasına yüreğim. Sen gittin diye… Çocuksu duygularımla besliyorum gitmesin, terk etmesin diye beni yüreğim. Masal kahramanlarımda terk etti beni, suçlu benmişim gibi. Bembeyaz aşklarda kaldı doyasıya kullanamadığım gülümsemelerim. Sen gittin gideli yıldızlara takılır gönlüm, inadıma resmini çizer, ölüm kokan yıldızlar; ben bayılırım. Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; her adım uçurum olur… ölürüm. Her adım sen olur. Uyanırım; gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum. Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni. Bulut bulut sen gelirsin “kurtuldum” derim… alır beni sensizliğe atarsın. Ben ağlarım. “Biraz eskitilmişte olsa senin bu sevda” gel gel de al diye çığlık atarım yıldızlar sağır olurcasına. Sana dokunmak istediğimde uzaktaydın, uyuduğumda gecede, beklerken kayıptın. Yalan kadar doğru, gerçek kadar acı, dokunacak kadar yakın, göremediğim kadar uzaktın. Sen uzaktın… Sen uzaklardayken Ben yıldızları seyrettim, Tutam tutam ışıklarını çekip içime. Sen uzaklardayken Ben gidişini resmettim, Yıldızlardan aldığım beyazlarla. Karanlığı tuval yapıp ayrılığı yok ettim. Sen uzaklardayken Ben yıldızları boyadım, ölümle. Ayrılığı soktum aralarına, anlasınlar aşk acısını diye. Ay’ı öldürdüm, sensizliğimi hatırlatmasın diye. Sen uzaklardayken Ben şiirlerini okudum çatlamış fısıltılarla. Bin kez dokundum yazamadıklarına Anlamaya çalıştım anlatamadıklarını. Sen uzaklardayken Ben senli hayaller kurdum, Kimsesiz çocuklardan çaldığım hayal tozları ile. Yüzüne bakamadım ağlatırsın diye. Sen uzaklardayken Ben kaderimi parçaladım. Yazgımızın değişmesini istedim. Yaşanmış tüm günahları üstlenip ateşinle kavruldum. Sen uzaklardayken Ben göz yaşlarıma sevgimi gömdüm. Dudaklarımdan çıkan her sözcükte hayat bulsun, Yüreğime serpilsin diye. Sen uzaklardayken Ben mum ışığına resmini çizdim. Mum gibi bu ayrılık erisin diye. Sen uzaklardayken Ben, beni bırakıp gittiğin yoldan hiç ayrılmadım. Her giden otobüsün arkasından el sallayıp, Her gelen otobüste inmeni bekledim… Sen uzaklardayken Ben… Hep dönmeni bekledim.

UNUTMAK

Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi... Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var... Sonra o da geçecek... İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan. Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan. "onu unuttum" demek bile hatırlamaktır. Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. izin kalmamalı... Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem; bu başka birşey için olmalı... Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde. Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı... Seni bir gün hatırlanmamak üzere sileceğim. Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha. Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa; ben kızmamalıyım gidenlere. Ben senin ve senin gibiler sayesinde bir gün adam olacağım. Ama şimdi değil. Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim. "Adam olmak adına, nice ayrılıklara..." Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle. Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil... Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda. Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım? Neden dersen canım acımıyor ki? Yani yazıya başladığımdan beri birtek sigara dahi yakmadım. Evet, çok az kalmış seni unutmama... Bunu hissediyorum... Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor! Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu... Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana. Hatırlıyor musun o ilk günü. İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak "merhaba" demesi ne kadar garip. Kim bilir neler düşünmüştün o an... Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında. Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın. Buydu belki de beni sana çeken manzara. Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir. Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin. Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni. "susturdular..." Anlıyordum. Neden diye sormaya gerek yoktu. Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet... "dinleyecek bir insan buldum" diyordun yada buna inanmak istiyordun. Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra. Soru sorma sırası sendeydi bu sefer; "sen de pek konuşmuyorsun, neden? " Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı. "kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı" sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-... ikincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey; -ayrılmak-... ve nihayetinde -unutmak-... farkında mısın bilmem? İnsana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok... Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var... insan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru... Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk... O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi.... Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya. Gel gör şimdi unutmak üzereyim. Pek sevimli değil bu... -bir insanı unutmak? ? ? - Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların... Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? ! Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer... Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye.... Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar'ın çoğu zorlama... belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler... Galiba zamanı geldi de geçiyor. Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak! Göreceksin; seni hiç bir şey olmamış gibi..... Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi... Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi..... Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım..... Sonra bu yazının karşısına geçip, yine hiçbir şey olmamış gibi okuyacağım senden kalan kırıntıları... Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık.. Belki de unutmak; adam olmaya çalışan insanların tek silahı......

GİT...............ME

Gitmelisin... Yüzünü bir daha dönmeden gitmelisin... Ardina ve arkanda biraktigin bana bir daha dönmemek üzere gitmelisin.... Bu güne kadar seni görmedigim bir gün olmamisti... her gördügüm an daha cok özlüyordum seni... her gördügümde icime biraz daha isliyordun... sensiz nefes alamayacagimi düsünüyordum... görüsemedigimiz is saatlerimizde sesinle avunuyordum.. sesinle dolduruyordum icimde ki boslugunu... sesin kulagimda, varligin icimdeydi... Bir günü bir güne ekliyordum... Aska asik olmaktan vazgecmis, direkt sana asik olmustum... seni bir bütün olarak sevmeyi ögrenmistim... icimde ki senden farkli yönlerini gördügümde sasiriyor ama hicbir zaman vazgecmiyordum seni sevmekten... artik sevgi ötesi bir durumdu varligimda ki varligin... Ben, ben olmaktan cikmistim... Ben, sen olarak yasamaya baslamistim... Bir beklenti tasimiyordum sana karsi... Bu güne kadar hep yalnizdim... yalnizligima dokunulmasini, kanimda dolasan özgürlügümün kisitlanmasini düsünemezdim... Fakat, yanimda olan senle yalnizligim dagilmaya baslamisti... cevreme ördügüm duvar gittikce yikiliyordu... Korkmam gerekirdi ama keyif aliyordum... Yeni bir ben buluyordum karsimda... Bir beklenti istemedigini fark ettigim anda saskina döndüm... Korkmustun... Kacmak istiyordun... Yasantinda gittikce sekillenen ve gittikce sevdigin benden korkmustun... Beni daha fazla sevmekten korkmustun... Benim sevgimin sorumlulugunu tasimaktan korkmustun... Beni tasiyamamaktan korkmustun... Aramiza bir mesafe girdi, korkularimizin aciga cikmasiyla... Artik görüsmez olmustuk... Kavgalarimiz cikmaya basladi... Beraber yapamiyorduk ama ayri iken hic olmuyordu... Bir müddet ayri kalmak istiyorduk... Canhiras yürek bagirtilari ile teslim oluyorduk tekrar birbirimize... Sevgi yüregimde, sensizlige teslim olmustum... Bekledigim seni, sana teslim etme zamani idi... Yüregimde ki aciya ragmen sana seslendim... “GIT” , dedim... susma hakkini kullandigini söyledin... ancak, alamiyordum sevgiyi... veremiyordum sevgimi... sevgimiz donmus ve kalip seklinde bekler gibiydi... ve biz yenilmistik... “GIT” , dedim... Kanayan yüregimde ki yara daha da acildi... “GIT “, dedim... gitmeni hic istemedim... gitmeyi hic istemedim... “GIT” , dedim... “ME” ‘yi ekleyemedim... “GIT............. ME”

İHANET

Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım? Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım. Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım. Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?

NERDESIN

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine, ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun... Binlerce adim attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adini aradım. Sen yoktun... Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım. Sen yoktun... Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim. karanlığa haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim. Sen yoktun... Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana donen atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep ayni hayal kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni. Sen yoktun... Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını istedim. Olmadı. Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, Kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye. Sen yoktun... Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur Olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların donuşunu gördüm. Sen yoktun... Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım. Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adi duyulmamış kasabalara gittim. Senden bir iz aradım. Sen yoktun... Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eslik ettim. Sen yoktun... Gözümden bir tek damla yas akmadı. Onlar sana aitti, sana kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı. Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. İçimi dökecek bir insan aradım. Sen yoktun... Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer birer duştu sokaklara. Yıldızları saçına takip gelmeni bekledim. Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama... Sen yoktun...

ELVEDA SEVGILIM

Sen gittin.. Bir zifiri karanlik, bir zindan yalnizligi, agir bir bosluk biraktin geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklisin gidisinde, bu aski bitirmekte haklisin. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadim. Karsinda aglamadim. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasil olur.. sesi solugu nasil duyulur? Elveda askim.. Elveda sevgilim. Sen kendini hic böyle gereksiz, böyle degersiz, böyle yapayalniz hissettin mi? Ayrilik ölüm kadar aci ve soguk.Aynalara bakiyorum. Aynada gördügüm ben degilim. Gözlerim cehennem atesi.. dudaklarim mühürlenmis. Ellerim titriyor. Yüregim kizgin demirlerle daglandi. Yoklugunun bedeli çok agir sevgilim. Sevinclerim, hayallerim, umutlarim, renkli dünyam elveda.. Elveda yasamak.. Yasamin anlami elveda. Kimse farkinda degil yoklugunun. Sensiz ne hallerde oldugumu kimse bilmiyor. Anlamiyor yitip giden bir askin kederini. Düne kadar en yücesini yasadim mutlulugun, ayaklarimin altindan kayip gidiyordu toprak, denizlerin ovalarin üstünde ucuyordum. GüneS kadar yakindi bana aþk. Günes kadar sicak ve parlak. Biraktin birdenbire, kanatlarim kesildi. Hizla cakildim yere, boslugun icindeyim, simdi hicbir seyim.Oysa dünyanin en zenginiydim. Bütün cicekler bizim icin acardi, bizim icin ballanirdi meyveler, ekinler bizim icin bereketli, sular bizim icin caglardi. Simdi toz duman icinde kizgin bir cöldeyim. Yönümü yolumu sasirdim. Sam rüzgarlarina biraktim gövdemi, sürüklenmekteyim. Sen bensiz nasilsin, bilmiyorum. Rahat misin, mutlu musun, bu kadar cabuk beni unutur musun?.. Nasil birden mazi olursun? Düne kadar gözlerinden aski ictigim, dudaklarinda yüregimi erittigim, ugruna bicaklar cekip dünyaya meydan okudugum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle gönül eglersin? Ben burada, terk edip gittigin yerdeyim. Elveda askim.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda sana....BIRDAHA ADINI ANMAYACAGIMM Sensiz Gecen Günlerim Haram Olsun Bana Gülümm..

SEVERKEN AYRILMAK

 “Kaybettim seni bu gece. Kaybettim farkındayım… Sıradanlıkların içinden kurtulmuştum oysa seninle. Şimdi bakıyorum da sıradanlıklar esir almış bizi. Çarçabuk bitip tükenen heyecanların içinde...” Zordur severken ayrılmak. Herhangi bir şeyden, yaşadığınız şehirden, oturduğumuz evden, eşinizden, işinizden… Bir ağaç düşünün; budadınız, suladınız, ilaçladınız; yaprak döküşünü, çiçek açışını izlediniz. Sonra, o ağacın artık sizin olmadığını söyledi birileri. İçiniz yanar. Kimselere emanet edemezsiniz. Çünkü, bu “sevgi”dir, “aşk”tır. Ağaç siz, siz ağaç olmuşsunuzdur. Ayrılık zordur. Artık size ihtiyaç duyulmayacak olması ise en ağırıdır. Bunu sindirmek ise hiç kolay değildir. ”Aşkım, Bir tanem, Canım, Hayatım, Sevgilim” her ne iseniz, artık değilsinizdir. Dün yanı başınızdayken, bugün artık yoktur. Sizden kimsenin beklediği bir şey kalmamıştır. Neyi ne kadar bildiğiniz, neler becerebildiğiniz kimsenin umurunda değildir. Bu dünyada yalnız bedeniniz kalmıştır, ruhunuz ise kimselerin bilmediği yerlerde… Unutmak için akşamları erkenden yatarsınız. Yatakta uyumak için verdiğiniz savaş onu unutmak için verdiğiniz savaşa yenik düşer. Unutamazsınız. Aklınızı yitirme noktasına da gelseniz, unutamazsınız... Derken eliniz telefona gider; isimler arasında dolaşırken tuşlarsınız numaraları… İçinizde bir ses yankılanır; “Neye inanıyorsan öyle davran..” Pehhhhhhhh… Sonra anında vazgeçersiniz, paketteki son sigarayı da içip düşünürsünüz; “Severken ayrılmak hakikaten ne kadar da zormuş!!...”

9月20日

ask nedir

Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı islenilen en doğru suç ortaklığıdır. Aşk hayatın tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz. Niçin aşk? Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı. Nedir şu aşk...? Aşk hayatin bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adi kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insani alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı islenen en güzel ve en doğru suç ortaklığıdır, aşk hayatin bütün tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmese de, acı çekeceğini hissetse de, yarin terk edileceğini bilse de, ailesini karsısına alacağını bilse de taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insani. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umurunda değildir. İste aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yürekliliğidir, belki de yeni hayata geçebilme yolu... Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir... Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savun aşkını. Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksizlik etmeyin .. Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme '' SENİ SEVİYORUM '' Demek İçin Geç Kalma ; Sevgiyle Kal ..